28 Temmuz 2010 Çarşamba
26 Mayıs 2010 Çarşamba
saray
Baykuş nevbet çalar Efrâsiyab takında
Örümcek perdedârdır Kayserin sarayında
The owl plays martial music in the palace of Afrasiyab
Avni
Nu durur var ne varur var ne olur
Kasrı köşkü kalmamış olmuş harab
Yurd edinmiş yirini onun gurab
Şimdi usda ne gider var ne gelur
Nu durur var ne varur var ne olur
Şimdi ne şah var ne kul var ne tapu
Şöyle issuz kalmış uşda bu yapu
Gör neler gidürür bu cihan
Kimini meşhur kılur kimin nihan
Konstantiniye ve Ayasofya Efsaneleri
29 Nisan 2010 Perşembe
19 Mart 2010 Cuma
Hafız’a bir olup dü mısra eder

(Fotoğraf: Arif Aşçı)
İlk göze çarpan zengin bezemeler, imparatorluk ikonografilerine özgü yeryüzü cenneti tasvirleridir. Sağ vazo düzenlemesinin altında ‘Ma bu tesnimi cuy-i cennettten’ -Bu su cennetteki tesnim ırmağındandır- yazar. Meyve tabakları, çiçek buketleri ise bereket, mutluluk ve bolluğun sembolleri olarak farklı dönemlerde ve toplumlarda kullanılan ikonografilerdir. İstiridye kabuğu motifi, Roma İmparatorluğu’ndan Hıristiyan ikonografisine yeniden doğum, arınma ve hac sembolü olarak geçmiştir. Soldaki istiridye kabuğu motifi altında ‘Bismillahirrahmanirrahim’- Esirgeyen bağışayan Allah’ın ismiyle başlarım- okunur. Arka duvarın sağ tarafındaki kitabede ‘aynen fiha tusemme selsebil’ yazar ki bunun anlamı “bir çeşme ki denir selsebil” dir ve Kuran’da İnsan Suresinin 22. ayetinin bir parçasıdır.
‘Orada bir kadeh sunulur ki katkısı olmuştur zencefil. Bir çeşme ki denir selsebil ve dolanır etraflarına daim evlatlar, görünce onları sanırsın saçılmış inciler ve gördüğün zaman orada, bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün!’
Ana kitabede “bu saf sulu pınar şefkatin özüdür” yazar.
Soldaki vazo süslemesinin altındaki kitabede “Hafız’a bir olup dü mısra eder” der.
The reference to the heavenly world can be read through the inscriptions on the fountain. Below the ornamentation of flowers in the vase on the right side, the inscription reads; ‘Ma bu tesnimi cuy-i cennetten’ (this water is from the ‘Tesnim,’ a stream in paradise). On the wall set back from the main facade, the inscription on the right side reads ‘aynen fiha tusemme selsebil,’ which is a part of the passage from the Kor’an, which reads as follows;
‘And therein shall they be given to drink of a cup of wine, mixed with the water of Zenjebil (ginger and water), a fountain in paradise named Salsabil (aynen fiha tusemme selsebil) (signifies water which flows gently and pleasantly down the throat) and youths which shall continue forever in their bloom, shall go round to attend them, when thou seest them, thou shalt drink them to be scattered pearls: and when thou lookest, and there shalt thou behold delights, and a great kingdom. ’
The reference to the heavenly world can be read through the inscriptions on the fountain. Below the ornamentation of flowers in the vase on the right side, the inscription reads; ‘Ma bu tesnimi cuy-i cennetten’ (this water is from the ‘Tesnim,’ a stream in paradise). On the wall set back from the main facade, the inscription on the right side reads ‘aynen fiha tusemme selsebil,’ which is a part of the passage from the Kor’an, which reads as follows;
‘And therein shall they be given to drink of a cup of wine, mixed with the water of Zenjebil (ginger and water), a fountain in paradise named Salsabil (aynen fiha tusemme selsebil) (signifies water which flows gently and pleasantly down the throat) and youths which shall continue forever in their bloom, shall go round to attend them, when thou seest them, thou shalt drink them to be scattered pearls: and when thou lookest, and there shalt thou behold delights, and a great kingdom. ’
15 Mart 2010 Pazartesi
Canik Hamidiye
11 Mart 2010 Perşembe
Miras

Erzurum’da 1902-1906 arasında görev yapmış olan belediye başkanı Şerif Efendi’nin yaptırdığı Gureba Hastanesi, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’nın etkisinin halen sürdüğü bir dönemde maddi imkânsızlıklar içinde yapılmıştır. Erzurumlular, çevre köyler halkının katkılarıyla inşa edilmiştir. Savaşa tanıklık etmiştir. Erzurum Kongresi’nin toplandığı günlerde Kızılay, bu binada hizmet vermekteydi. 1924 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlanarak Erzurum Numune Hastanesi adını alan ve günümüzde Erzurum Aile ve Toplum Sağlığı Merkezi olarak kullanılan bu bina 20. yüzyıl tarihimizden geleceğe mirastır.
9 Mart 2010 Salı
25 Ocak 2010 Pazartesi
20 Ocak 2010 Çarşamba
11 Ocak 2010 Pazartesi
Kubad-Abad



“Siren (simurg, harpi ) başı insan, gövdesi kuş olarak tasvir edilen bir yaratıktır. Olağanüstü güçlerini bizi korumak için kullanır. Orta Asya’da “tuğrul” da denen Kaf dağında yaşayan bu masal yaratığı, İslami destanlarda çaresizlere yardıma koşan melek olarak yer tutmuştur.”
Rüçhan Arık
“Kubad-Abad Selçuklu Saray Ve Çinileri” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayını –İstanbul-2000)

7 Ocak 2010 Perşembe
6 Ocak 2010 Çarşamba
Re-invent the world, re-imagine the future
This is not the world we dreamt of fifteen years ago! This is definitely not the future we hoped for.
Our world has lost its way, it is heading backwards. The West is fast losing its moral credibility, and nobody else seems to be offering valuable alternatives for mankind. Certainly not the Arab world where I come from!
Let’s face it: this entire world is in total disarray. It desperately needs to be re-imagined, re-invented, in order to be rebuilt on sounder grounds. We need to overcome that sterile conflict of identities. We need to build a human culture which would include significant elements of each culture, so nobody would feel excluded. So nobody would indulge in hatred and self hatred, in destruction and self destruction
Re-invent the world, re-imagine the future: that is not a task that should be left to political or religious activists. It is precisely the task of poets, essayists and novelists. It is up to the writers of the six continents to strike the right notes, to find the right balance between universality and diversity. Universality of fundamental human values, diversity of languages and cultural expressions.
It is ultimately up to us to determine whether our century will go down in history as the century of suicide or the century of imagination, the century of human folly or the century of human wisdom, the century of the bomb or the century of the pen.
At no time in History were writers more indispensable. At no other time in history was the burden of change so heavy on their shoulders.
Amin Maalouf
Tromsø – Norway
September 11th 2004
Our world has lost its way, it is heading backwards. The West is fast losing its moral credibility, and nobody else seems to be offering valuable alternatives for mankind. Certainly not the Arab world where I come from!
Let’s face it: this entire world is in total disarray. It desperately needs to be re-imagined, re-invented, in order to be rebuilt on sounder grounds. We need to overcome that sterile conflict of identities. We need to build a human culture which would include significant elements of each culture, so nobody would feel excluded. So nobody would indulge in hatred and self hatred, in destruction and self destruction
Re-invent the world, re-imagine the future: that is not a task that should be left to political or religious activists. It is precisely the task of poets, essayists and novelists. It is up to the writers of the six continents to strike the right notes, to find the right balance between universality and diversity. Universality of fundamental human values, diversity of languages and cultural expressions.
It is ultimately up to us to determine whether our century will go down in history as the century of suicide or the century of imagination, the century of human folly or the century of human wisdom, the century of the bomb or the century of the pen.
At no time in History were writers more indispensable. At no other time in history was the burden of change so heavy on their shoulders.
Amin Maalouf
Tromsø – Norway
September 11th 2004
5 Ocak 2010 Salı
4 Ocak 2010 Pazartesi
26 Aralık 2009 Cumartesi
25 Aralık 2009 Cuma
24 Aralık 2009 Perşembe
bir mezheb icad eyleyin

Ben şehid-i badeyem dostlar demim yad eyleyin
Türbemi meyhane enkazile bünyad eyleyin
Gaslolunmaz ma ile gerçi şahidanı vega
Yıkayın meyle beni bir mezheb icad eyleyin
Kabrime kandil için bir köhne sağer vakfeyleyin
Şu'le - i nar - ı arakle ruhumu şad eyleyin
Neyle meyle bir alay mahbub ile her dem gelin
Bezm - i cem ayinini kabrimde mutad eyleyin
Yadigar olsun bu nazmım evliyayı sağere
Per açıp gitti Rıfat ardınca feryad eyleyin
(Elazığ ve Diyarbakır'da "divan" ezgisiyle okunan Rifat Dede'nin gazeli)
21 Aralık 2009 Pazartesi
18 Aralık 2009 Cuma
17 Aralık 2009 Perşembe
16 Aralık 2009 Çarşamba
hangi masal/which fairy tale?
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde!" dedikleri bir günde, memleketin birinde, insanın kıt olduğu bir yerde; develer tellâl iken, pireler berber iken, ben evimizin ortacığına oturmuş, bir anamın, bir de babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, anam kaptı maşayı, babam kaptı dolmayı. Baktım maşa yakacak, dolma da saçmalayacak, korktum kaçtım. Kaçtım kaçmasına ya, bir de baktım ki ancak bir arpa boyu yol gitmişim. İşte o zaman önüme üç dükkân çıktı. Birinin çatısı, birinin kapısı, birinin de duvarı yok. Hiç durmadım, çatısı olmayan dükkâna girdim. Duvarda asılı üç tüfek gördüm. Birinin mermisi yok, biri kırık, biri sağlam. Hemen mermisi olmayanını aldım, dışarı çıktım. Az gittim uz gittim. Yol üstünde üç tavşan gördüm: Birinin canı yok, birinin bacağı kırık, birinin canı var. Son ikisine kıyamadım, gittim ölü tavşanı vurdum. Onu aldım, heybeme koydum. Hiç durmadım, az gittim, uz gittim. Yol üstünde üç dere gördüm. Birinin suyu yok, birisi kupkuru, biri de yamyaş. Suyu olmayanında tavşanı yüzdüm, ayıkladım, temizledim, bir güzelce de yıkadım. Orada durmadım, gittim. Yol üstünde önüme üç tencere geldi. Birinin dibi yok, birinin dibi delik, biri de eh, şöyle böyle sağlam. Dibi olmayan tencerede tavşanımı pişirdim. Tabak sıyırmacasına yedim, yedim. Karnım doydu doymasına ama, gözüm aç. Yaladım yuladım. Dipsiz tencereye yeniden büyük bir iştahla saldırdım. Saldırdım ya, dudaklarımda hâlâ bir lokmacığın izi yok. Orada da durmadım. Az gittim, uz gittim. Dere tepe düz gittim. Yol üstünde üç adam gördüm: Biri görür ama, topal. Biri görmez ama, sağlam. Birinde ise ne göz kalmış, ne ayak.
15 Aralık 2009 Salı
işhan kilisesi, yusufeli
İşhan (Dağyolu) Manastır Kilisesi 7. yy.’da inşa edilen kilisenin yerine 917-936 tarihleri arasında yapılmıştır. 951 tarihli elyazmasına göre Rahip Khandza’nın (756-861) yeğeni ve öğrencisi Rahip Saba_ Kral Andernese’nin (ölümü 826/830) desteği ve maddi katkısı ile İşhan’da eski kilisenin yerine yeni bir manastır kurmuştur.
Kilise 15. yy.’ınsonuna kadar piskoposluk makamı olarak kullanılmış- 1878 Osmanlı Rus savaşları sırasında askeri amaçlı kullanılmış ve kilisenin batı bölümü 1983’e kadar köyün camisi işlevini görmüştür.
14 Aralık 2009 Pazartesi
5 Aralık 2009 Cumartesi
12 Kasım 2009 Perşembe
4 Kasım 2009 Çarşamba
30 Ekim 2009 Cuma
a thousand plataeus/ bin yayla
Susuz, Kars-Ardahan Highway
25 Eylül 2009 Cuma
öşk manastırı/ the monastery of öşk
Her köşesinin altından biri çıkacak, müzikle tiradla ses verecek/
A Shakespearen sonnet is heard.
SONNET 65
Since brass, nor stone, nor earth, nor boundless sea,
But sad mortality o'er-sways their power,
How with this rage shall beauty hold a plea,
Whose action is no stronger than a flower?
O, how shall summer's honey breath hold out
Against the wreckful siege of battering days,
When rocks impregnable are not so stout,
Nor gates of steel so strong, but Time decays?
O fearful meditation! where, alack,
Shall Time's best jewel from Time's chest lie hid?
Or what strong hand can hold his swift foot back?
Or who his spoil of beauty can forbid?
O, none, unless this miracle have might,
That in black ink my love may stil shine bright.
---------------------------------
Ne tunç ne taş ne toprak ne de sonsuz denizler
Acıklı fâniliğe karşı koyamazlarken,
Nasıl bu kör öfkeyle güzellik cenge girer
Çabasında en fazla bir çiçek gücü varken?
Ah, nasıl göğüs gersin yazın tatlı rüzgârı
Azgın günler dört yandan üstüne yürüdükçe,
Bozguna uğrattıkça yenilmez kayaları,
Çelik kapılar bile Zamanla çürüdükçe?
Ne korkunç bir düşünce: Ah, nerde saklı dursun
Çağların mücevheri Çağların sandığından?
Bir zorlu el var mı ki bu koşuyu durdursun?
Güzellik yağmasını kim esirgesin ondan?
Yok hiçbiri, meğer ki bu mucize sürsün de
Sevdiğim ışıldasın kara yazı üstünde.
(Çeviri: Talât Sait Halman)
Erzurum İli, Tortum İlçesi, Çamlıyamaç Köyü’nde bulunmaktadır. Kilise yapısı, güneyindeki portalin alınlığında yer alan kitabe ve diakonikonun güney cephesindeki taş kabartma bani portreleriyle, 958-61/ 963-73 yıllarına tarihlendirilir. Manastır 11. yy.’da elyazmaları ile ünlüdür. 19. yy. sonu ile 20. yy. başlarında bir süre cami olarak işlev görmüştür.
24 Eylül 2009 Perşembe
eski yol, eski han/the ex-route, the old inn
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



.jpg)



