Her köşesinin altından biri çıkacak, müzikle tiradla ses verecek/ A Shakespearen sonnet is heard.
SONNET 65
Since brass, nor stone, nor earth, nor boundless sea, But sad mortality o'er-sways their power, How with this rage shall beauty hold a plea, Whose action is no stronger than a flower? O, how shall summer's honey breath hold out Against the wreckful siege of battering days, When rocks impregnable are not so stout, Nor gates of steel so strong, but Time decays? O fearful meditation! where, alack, Shall Time's best jewel from Time's chest lie hid? Or what strong hand can hold his swift foot back? Or who his spoil of beauty can forbid? O, none, unless this miracle have might, That in black ink my love may stil shine bright.
---------------------------------
Ne tunç ne taş ne toprak ne de sonsuz denizler Acıklı fâniliğe karşı koyamazlarken, Nasıl bu kör öfkeyle güzellik cenge girer Çabasında en fazla bir çiçek gücü varken? Ah, nasıl göğüs gersin yazın tatlı rüzgârı Azgın günler dört yandan üstüne yürüdükçe, Bozguna uğrattıkça yenilmez kayaları, Çelik kapılar bile Zamanla çürüdükçe? Ne korkunç bir düşünce: Ah, nerde saklı dursun Çağların mücevheri Çağların sandığından? Bir zorlu el var mı ki bu koşuyu durdursun? Güzellik yağmasını kim esirgesin ondan? Yok hiçbiri, meğer ki bu mucize sürsün de Sevdiğim ışıldasın kara yazı üstünde. (Çeviri: Talât Sait Halman)
Erzurum İli, Tortum İlçesi, Çamlıyamaç Köyü’nde bulunmaktadır. Kilise yapısı, güneyindeki portalin alınlığında yer alan kitabe ve diakonikonun güney cephesindeki taş kabartma bani portreleriyle, 958-61/ 963-73 yıllarına tarihlendirilir. Manastır 11. yy.’da elyazmaları ile ünlüdür. 19. yy. sonu ile 20. yy. başlarında bir süre cami olarak işlev görmüştür.
Artvin'den Erzurum'a bir vakitler at üzerinde giderken burası hanmış, uğrak yermiş./This inn was once an important stop on the horse-back way from Erzurum to Artvin.
Evlerin çoğu eskidi gitti tamir edilemedi Evlerin çoğu gereği gibi tasvir edilemedi. Kimi hayata doymuş göründü, Bazıları zamana uydular. Evlerin içi oda oda üzüntü, Evlerin dışı pencere, duvar.
Her gurbetçi doğduğu ya da büyüdüğü -doğduğu olmasa bile yetiştiği- yerin özlemini taşır yüreğinde...Hepimiz az çok biliriz bunu. Her insan efsanevi bir Odysseus'tur çünkü; baba ve ana topraklarına, memleketine dönmek ister.
Kostas E. Tsolakidis, Belki Bir Gün Dönerim, s. 60
"In Greece they call it 'The Asia Minor Catastrophe'. Those who leave will for ever feel that they have been arbitrarily thrown out of paradise. One and a half million of them arrive in Greece, causing the utmost difficulty for a government trying to accommodate and incorporate them. They bring with them their education, their sophistication, their talents, their nostalgia, and a music that will turn out to be rembetika. They also bring with them their absolute destitution and sense of injustice, and this will contribute perhaps more than anything else to the rise of communism in Greece, which will in turn lead to the Greek civil war."
In the Seraglio the tulip-beds herald the mute requiem of defeat death is a naked dervish whirling to the echo of the chief eunuch’s laughter There is no god but God There is Shadow is all Fires earthquakes plagues are God’s obeisance One concubine remains the eternal virgin The last noble calligraphy that takes the leap from fate the minaret without a mosque
Anısı ıssızlıktır Acısı bilincidir Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir ...... Ah güzel Ahmet Abim benim Gördün mü bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar Ve dağılmış pazar yerlerine memleket Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa işte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
Edip Cansever, Mendilimde Kan Sesleri
25 Temmuz 2008 Cuma
21 Temmuz 2008 Pazartesi
14 Temmuz 2008 Pazartesi
Where does it all begin? History has no beginnings, for everything that happens becomes the cause or pretext for what occurs afterwards, and this chain of cause and pretext stretches back to the palaeolithic age, when the first Cain of one tribe murdered the first Abel of another. All war is fratricide, and there is therefore an infinite chain of blame that winds it circuitous route back and forth across the path and under the feet of every people and every nation, so that a people who are the victims of one time become the victimisers a generation later, and newly liberated nations resort immediately to the means of their former oppressors. The triple contagions of nationalism, utopianism and religious absolutism effervesce together into an acid that corrodes the moral metal of a race, and it shamelessly and even proudly performs deeds that it would deem vile if they were done by any other.
Louis de Bernières, Birds Without Wings, Vintage, 2005
Bizden evvelki nesiller gibi bizim neslimiz de, bu değerlere şimdi medeniyet değişmesi dediğimiz, bütün yaşama ümitlerimizin bağlı olduğu uzun ve sarsıcı tecrübenin bizi getirdiği sert dönemeçlerden baktı. Yüzelli senedir hep onun uçurumlarına sarktık. ..Tenkidin, bir yığın inkârın, tekrar kabul ve reddin, ümit ve hülyanın ve zaman zaman da gerçek hesabın ikliminde yaşadığımız bu macera, daha uzun zaman, yani her mânasında verimli bir çalışmanın hayatımızı yeniden şekillendireceği güne kadar Türk cemiyetinin hakikî dramı olacaktır.
Gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz. Fakat yol uzadıkça ayrıldığımız âlem, bizi her günden biraz daha meşgul ediyor. Şimdi onu, hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra, bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. İrademizin en sağlam olduğu anlarda bile, içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de, bir vicdan azabı gibi konuşuyor.
Sade millet ve cemiyetlerin değil, şahsiyetlerin de asıl mâna ve hüviyetini, çekirdeğini tarihîlik denen şeyin yaptığı düşünülürse, bu iç didişme hiç de yadırganamaz. Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.
"Beş Şehir" işte bu hesaplaşma ihtiyacının doğurduğu bir konuşmadır. ..Ben bu meselelere hayatımın arasında rastladım. Onlar bana Anadolu'yu dolduran Selçuk eserlerini dolaşırken, Süleymaniye'nin kubbesi altında küçüldüğümü hissederken, Bursa manzaraalrında yalnızlığımı avuturken, divanlarımızı dolduran kervan seslerine karışmış su seslerinin gurbetini, Itrî'nin, Dede Efendi'nin musikisini dinlerken geldiler.
From the idea of "homelike," belonging to the house, the further idea is developed of something withdrawn from the eyes of strangers, something concealed, secret...The notion of something hidden and dangerous is still further developed so that "heimlich" comes to have the meaning usually ascribed to "unheimlich."
“Orta Anadolu’da bir köylü çocuk, Abdülmennan oğlu, köy yolunu tutmuştur. Kayseri’nin Ağırnas nâm karyesinde doğmuştur…
Talas’ın bağları geride kalmış, Sinan Derindere’ye yol almıştı.
Aklından Hond medresesinin kapı nakışlarını geçiriyordu. Bir gün, acep, daha iyisini yapabilir miydi?
Niçin yapamasın, taş olduktan sonra her şey yapılır!”
(Abidin Dino, Sinan, YKY, 1999, s. 11)
4 Temmuz 2008 Cuma
"Haydi gelin, hep birlikte gelin ki, hep birlikte gidebilelim. Nehirlerin kenarına gidelim, zamanla yaşıt ağaçların gölgesine, kalelerin sur ve burçlarına, binlerce yıllık dağ doruklarına, şehir yıkıntılarına, uygarlıkların derinliklerine, ak sakallı Yezidi ihtiyarlarının yanına, Keldani evlerinin avlularına, Bedevi çadırlarına, Yezidilerin, Müslümanların, Ermenilerin yurduna. Hep birlikte yedi gecemizin içinde bir seyahate çıkalım ve bütün o seslere uzanalım"