27 Aralık 2010 Pazartesi

Turna Nereden Gelirsin?

"Kızıldağ'ın güney eteklerinden, bir Kürt köyünün, Paci'nin dibinden geçtiler. Kızılırmak'ın kaynağı oradaydı, Kızıldağ'dan alırdı adını. Dağdan fışkıran kaynak bir kol kalınlığında ya var ya yoktu. Sonunda görkemli bir nehre dönebileceğini kim diyebilirdi?...

Arğavis'in çeşmesinde Arğavisli kadınların çıplak ayaklarla, çıplak bacaklarla çamaşır yıkadıklarını gördüler...

Aşharova'ya girdiler. Purk'u, Kırtanots'u, Mışagnots'u, Alamonig'i arkalarında bıraktılar. Kızıldağ'ın kuzey eteklerinden, iki Azbıderler'in aşağısından, Kelkit Çayı'nı geçtiler. Halk şarkısı geldi hatırlarına. "Kelkit o yana düşer, zilif gerdana düşer, o nasıl baş bağlamak, her gün bir yana düşer."..

Şebinkarahisar'a geldiler, hanlara indiler...

Bağlar beldesi Tamzara'dan geçtiler...Güzellikleriyle ünlü Tamzaralı kadınları gördüler açık kapıların eşiğinde. Zara-Zimara-Tamzara. Tamzara'dakiler en güzelleriydi...

Karadeniz'e yaklaşıyorlardı. Bir Rum köyünden, Asarcuk'tan, dağa Eğribel'e çıktılar...

Tamdere'ye geldiler, sonra Üçsu, sonra Kulakkaya'ya. Toprak, bitki örtüsü, yüzler değişti. Türkleri, Lazları, Rumları gördüler orada. ...Aytepesi'ne vardılar...Giresun'a indiler."


Isdanbol, Turna Nereden Gelirsin, Hagop Mintzuri

20 Aralık 2010 Pazartesi

Turna

Turna nereden gelirsin, kölesiyim sesinin
Turna bizim diyarlardan var mı haberin
Koşma, tez varırsın katarına
Turna bizim diyarlardan var mı haberin

(Anonim şarkı, Eğin)

15 Aralık 2010 Çarşamba

Hoyrat/Onat Kutlar

...
Severim gözünü şu halime bak
Yaramı saran gümüş telli kavak
....
Gözünü severim bir haber salsana
Yüreğimden uçan gümüş telli turna
......
Gözünü severim sen söyle kiraz
Ağacından doğan gümüş telli saz
.....
Yüzünü seveyim sarayım belin
Koynumda uyan gümüş telli gelin


Mart için Hoyrat, Onat Kutlar

7 Aralık 2010 Salı

taş/stone 2

....
denedim kabartmaların hacminden öteye açılan bütün imkânlarını
ne yapsam gölgede kalıyordu
hem Hürmüz hem Ahriman
kendime dönecek bütün zamanı kılcalla daraltmıştı
taşıl zamanlar
.....

Murathan Mungan, “Sudra Gömlekleri”, Omayra

29 Kasım 2010 Pazartesi

Edremit 1937

"Edremit, üç tarafını saran Çamtepe, İbramcaköy ve Tavşanbayırı isimli üç yamaca yaslanan büyükçe, şirince bir kasabaydı...

Tepelerden birine çıkıp bakıldığı zaman, görülen manzara ender bir şeydi:..Kasabanın panoramasında, bir tablodaki kadar ahenk ve uygunluk vardı...

Şehrin içerisi orta halli bir esnaf manzarası gösterirdi. Dar sokakların iki tarafındaki ahşap, fakat oldukça biçimli ve aşağı yukarı birbirine benzeyen evlerin hepsinde muhakkak bir bahçe vardı. Bunların arasında bazen sivriliveren büyük eşraf evleri, beyaz badanaları, çifte kanatlı sokak kapıları ve ikinci katın sokağa doğru yaptığı çıkıntıdaki tozlu kalyon ve muharebe resimleri ile insana küçükken dinlediği masalları hatırlatırdı. "

Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf, 1937



26 Ağustos 2010 Perşembe

Artvin 1910


Artvin 1910















An Armenian woman in national costume poses for Prokudin-Gorskii on a hillside near Artvin, circa 1910. (Prokudin-Gorskii Collection/LOC)

Artvin 1910















Prokudin-Gorskii Collection

26 Mayıs 2010 Çarşamba

saray

Baykuş nevbet çalar Efrâsiyab takında
Örümcek perdedârdır Kayserin sarayında

The spider serves as gatekeeper in the Halls of Khosrau's dome
The owl plays martial music in the palace of Afrasiyab

Avni

Nu durur var ne varur var ne olur

Kasrı köşkü kalmamış olmuş harab
Yurd edinmiş yirini onun gurab
Şimdi usda ne gider var ne gelur
Nu durur var ne varur var ne olur
Şimdi ne şah var ne kul var ne tapu
Şöyle issuz kalmış uşda bu yapu
Gör neler gidürür bu cihan
Kimini meşhur kılur kimin nihan

Konstantiniye ve Ayasofya Efsaneleri

19 Mart 2010 Cuma

Hafız’a bir olup dü mısra eder




















(Fotoğraf: Arif Aşçı)

İlk göze çarpan zengin bezemeler, imparatorluk ikonografilerine özgü yeryüzü cenneti tasvirleridir. Sağ vazo düzenlemesinin altında ‘Ma bu tesnimi cuy-i cennettten’ -Bu su cennetteki tesnim ırmağındandır- yazar. Meyve tabakları, çiçek buketleri ise bereket, mutluluk ve bolluğun sembolleri olarak farklı dönemlerde ve toplumlarda kullanılan ikonografilerdir. İstiridye kabuğu motifi, Roma İmparatorluğu’ndan Hıristiyan ikonografisine yeniden doğum, arınma ve hac sembolü olarak geçmiştir. Soldaki istiridye kabuğu motifi altında ‘Bismillahirrahmanirrahim’- Esirgeyen bağışayan Allah’ın ismiyle başlarım- okunur. Arka duvarın sağ tarafındaki kitabede ‘aynen fiha tusemme selsebil’ yazar ki bunun anlamı “bir çeşme ki denir selsebil” dir ve Kuran’da İnsan Suresinin 22. ayetinin bir parçasıdır.

‘Orada bir kadeh sunulur ki katkısı olmuştur zencefil. Bir çeşme ki denir selsebil ve dolanır etraflarına daim evlatlar, görünce onları sanırsın saçılmış inciler ve gördüğün zaman orada, bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün!’

Ana kitabede “bu saf sulu pınar şefkatin özüdür” yazar.

Soldaki vazo süslemesinin altındaki kitabede “Hafız’a bir olup dü mısra eder” der.


The reference to the heavenly world can  be read through the inscriptions on the fountain. Below the ornamentation of flowers in the vase on the right side, the inscription reads; ‘Ma bu tesnimi cuy-i cennetten’ (this water is from the ‘Tesnim,’ a stream in paradise). On the wall set back from the main facade, the inscription on the right side reads ‘aynen fiha tusemme selsebil,’ which is a part of the passage from the Kor’an, which reads as follows;
‘And therein shall they be given to drink of a cup of wine, mixed with the water of Zenjebil (ginger and water), a fountain in paradise named Salsabil (aynen fiha tusemme selsebil) (signifies water which flows gently and pleasantly down the throat) and youths which shall continue forever in their bloom, shall go round to attend them, when thou seest them, thou shalt drink them to be scattered pearls: and when thou lookest, and there shalt thou behold delights, and a great kingdom. ’

15 Mart 2010 Pazartesi

Canik Hamidiye
















































Samsun vilayetinin eski ismi ile- Canik Hamidiye Hastanesi olarak 1902'de yapılan bina 2007'ye kadar hastane olarak değişik isimlerle kullanılageldi. 2007'de yangın geçiren bina onarımı ve yeni kullanımını bekliyor.

11 Mart 2010 Perşembe

Miras

























Erzurum’da 1902-1906 arasında görev yapmış olan belediye başkanı Şerif Efendi’nin yaptırdığı Gureba Hastanesi, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’nın etkisinin halen sürdüğü bir dönemde maddi imkânsızlıklar içinde yapılmıştır. Erzurumlular, çevre köyler halkının katkılarıyla inşa edilmiştir. Savaşa tanıklık etmiştir. Erzurum Kongresi’nin toplandığı günlerde Kızılay, bu binada hizmet vermekteydi. 1924 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlanarak Erzurum Numune Hastanesi adını alan ve günümüzde Erzurum Aile ve Toplum Sağlığı Merkezi olarak kullanılan bu bina 20. yüzyıl tarihimizden geleceğe mirastır.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Kubad-Abad


















































“Siren (simurg, harpi ) başı insan, gövdesi kuş olarak tasvir edilen bir yaratıktır. Olağanüstü güçlerini bizi korumak için kullanır. Orta Asya’da “tuğrul” da denen Kaf dağında yaşayan bu masal yaratığı, İslami destanlarda çaresizlere yardıma koşan melek olarak yer tutmuştur.”

Rüçhan Arık
“Kubad-Abad Selçuklu Saray Ve Çinileri” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayını –İstanbul-2000)

















6 Ocak 2010 Çarşamba

Re-invent the world, re-imagine the future

This is not the world we dreamt of fifteen years ago! This is definitely not the future we hoped for.

Our world has lost its way, it is heading backwards. The West is fast losing its moral credibility, and nobody else seems to be offering valuable alternatives for mankind. Certainly not the Arab world where I come from!

Let’s face it: this entire world is in total disarray. It desperately needs to be re-imagined, re-invented, in order to be rebuilt on sounder grounds. We need to overcome that sterile conflict of identities. We need to build a human culture which would include significant elements of each culture, so nobody would feel excluded. So nobody would indulge in hatred and self hatred, in destruction and self destruction

Re-invent the world, re-imagine the future: that is not a task that should be left to political or religious activists. It is precisely the task of poets, essayists and novelists. It is up to the writers of the six continents to strike the right notes, to find the right balance between universality and diversity. Universality of fundamental human values, diversity of languages and cultural expressions.

It is ultimately up to us to determine whether our century will go down in history as the century of suicide or the century of imagination, the century of human folly or the century of human wisdom, the century of the bomb or the century of the pen.

At no time in History were writers more indispensable. At no other time in history was the burden of change so heavy on their shoulders.

Amin Maalouf

Tromsø – Norway

September 11th 2004