31 Temmuz 2008 Perşembe
28 Temmuz 2008 Pazartesi
Mendilimde Kan Sesleri
Anısı ıssızlıktır
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
......
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
Edip Cansever, Mendilimde Kan Sesleri
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
......
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
Edip Cansever, Mendilimde Kan Sesleri
25 Temmuz 2008 Cuma
21 Temmuz 2008 Pazartesi
14 Temmuz 2008 Pazartesi
Where does it all begin? History has no beginnings, for everything that happens becomes the cause or pretext for what occurs afterwards, and this chain of cause and pretext stretches back to the palaeolithic age, when the first Cain of one tribe murdered the first Abel of another. All war is fratricide, and there is therefore an infinite chain of blame that winds it circuitous route back and forth across the path and under the feet of every people and every nation, so that a people who are the victims of one time become the victimisers a generation later, and newly liberated nations resort immediately to the means of their former oppressors. The triple contagions of nationalism, utopianism and religious absolutism effervesce together into an acid that corrodes the moral metal of a race, and it shamelessly and even proudly performs deeds that it would deem vile if they were done by any other.
Louis de Bernières, Birds Without Wings, Vintage, 2005
Louis de Bernières, Birds Without Wings, Vintage, 2005
12 Temmuz 2008 Cumartesi
Beş Şehir ve Tanpınar
Bizden evvelki nesiller gibi bizim neslimiz de, bu değerlere şimdi medeniyet değişmesi dediğimiz, bütün yaşama ümitlerimizin bağlı olduğu uzun ve sarsıcı tecrübenin bizi getirdiği sert dönemeçlerden baktı. Yüzelli senedir hep onun uçurumlarına sarktık. ..Tenkidin, bir yığın inkârın, tekrar kabul ve reddin, ümit ve hülyanın ve zaman zaman da gerçek hesabın ikliminde yaşadığımız bu macera, daha uzun zaman, yani her mânasında verimli bir çalışmanın hayatımızı yeniden şekillendireceği güne kadar Türk cemiyetinin hakikî dramı olacaktır.
Gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz. Fakat yol uzadıkça ayrıldığımız âlem, bizi her günden biraz daha meşgul ediyor. Şimdi onu, hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra, bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. İrademizin en sağlam olduğu anlarda bile, içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de, bir vicdan azabı gibi konuşuyor.
Sade millet ve cemiyetlerin değil, şahsiyetlerin de asıl mâna ve hüviyetini, çekirdeğini tarihîlik denen şeyin yaptığı düşünülürse, bu iç didişme hiç de yadırganamaz. Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.
"Beş Şehir" işte bu hesaplaşma ihtiyacının doğurduğu bir konuşmadır. ..Ben bu meselelere hayatımın arasında rastladım. Onlar bana Anadolu'yu dolduran Selçuk eserlerini dolaşırken, Süleymaniye'nin kubbesi altında küçüldüğümü hissederken, Bursa manzaraalrında yalnızlığımı avuturken, divanlarımızı dolduran kervan seslerine karışmış su seslerinin gurbetini, Itrî'nin, Dede Efendi'nin musikisini dinlerken geldiler.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Ankara, 25 Eylül 1960
Gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz. Fakat yol uzadıkça ayrıldığımız âlem, bizi her günden biraz daha meşgul ediyor. Şimdi onu, hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra, bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. İrademizin en sağlam olduğu anlarda bile, içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de, bir vicdan azabı gibi konuşuyor.
Sade millet ve cemiyetlerin değil, şahsiyetlerin de asıl mâna ve hüviyetini, çekirdeğini tarihîlik denen şeyin yaptığı düşünülürse, bu iç didişme hiç de yadırganamaz. Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.
"Beş Şehir" işte bu hesaplaşma ihtiyacının doğurduğu bir konuşmadır. ..Ben bu meselelere hayatımın arasında rastladım. Onlar bana Anadolu'yu dolduran Selçuk eserlerini dolaşırken, Süleymaniye'nin kubbesi altında küçüldüğümü hissederken, Bursa manzaraalrında yalnızlığımı avuturken, divanlarımızı dolduran kervan seslerine karışmış su seslerinin gurbetini, Itrî'nin, Dede Efendi'nin musikisini dinlerken geldiler.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Ankara, 25 Eylül 1960
8 Temmuz 2008 Salı
ayna

From the idea of "homelike," belonging to the house, the further idea is developed of something withdrawn from the eyes of strangers, something concealed, secret...The notion of something hidden and dangerous is still further developed so that "heimlich" comes to have the meaning usually ascribed to "unheimlich."
Deutsches Wörterbuch, 1877
7 Temmuz 2008 Pazartesi
6 Temmuz 2008 Pazar
Sûret
“Orta Anadolu’da bir köylü çocuk, Abdülmennan oğlu, köy yolunu tutmuştur. Kayseri’nin Ağırnas nâm karyesinde doğmuştur…
Talas’ın bağları geride kalmış, Sinan Derindere’ye yol almıştı.
Aklından Hond medresesinin kapı nakışlarını geçiriyordu. Bir gün, acep, daha iyisini yapabilir miydi?
Niçin yapamasın, taş olduktan sonra her şey yapılır!”
(Abidin Dino, Sinan, YKY, 1999, s. 11)
4 Temmuz 2008 Cuma
"Haydi gelin, hep birlikte gelin ki, hep birlikte gidebilelim. Nehirlerin kenarına gidelim, zamanla yaşıt ağaçların gölgesine, kalelerin sur ve burçlarına, binlerce yıllık dağ doruklarına, şehir yıkıntılarına, uygarlıkların derinliklerine, ak sakallı Yezidi ihtiyarlarının yanına, Keldani evlerinin avlularına, Bedevi çadırlarına, Yezidilerin, Müslümanların, Ermenilerin yurduna. Hep birlikte yedi gecemizin içinde bir seyahate çıkalım ve bütün o seslere uzanalım"
Mehmed Uzun, Dicle'nin Yakarışı, 2002
Mehmed Uzun, Dicle'nin Yakarışı, 2002
3 Temmuz 2008 Perşembe
1 Temmuz 2008 Salı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

